9 Şubat 2010 – Hazır Görüntü
“Dayanamıyorum içimde bir şeyler patlıyor ama elimden hiçbir şey gelmiyor. Beklemek zorundayım, korku ve şüpheyle beklemek… İşkencelerin en büyüğü belki de. Nasıl geçecek? Peki ya sonucu öğrenince, ya doğruysa olursa… O işkenceye nasıl dayanırım peki?
Ve sen nerelerdesin ey hayırsız. Şimdi seni arasam, nerde olduğunu ne yaptığını sorsam, birbirimizin nerde ne yaptığını bilmek zorunda değiliz, dersin. Sonuçta sokakta elini de sırf başkalarından gördüğüm için tutmuyor muyum?”
Guy Debord- Gösteri Toplumu
- Gösteri imajlar toplamı değil, kişiler arasında var olan ve imajların dolayımın geçen bir toplumsal ilişkidir.
- Gösteri “Görünen şey iyidir, iyi olan şey görünür” der.
- Gösteride dünyanın bir kısmı kendisini dünya karşısında temsil eder ve bu kısım dünyadan üstündür. Gösteri bu ayrılığın ortak dilinden başka bir şey değildir. İzleyicileri birbirine bağlayan şey bizzat kendi tecritlerini sürdüren merkezde kurulan geridönüşsüz bir ilişkidir.gösteri ayrı olanı birleştirir ama “ayrı olarak” birleştirir.
18 Şubat 2010-Sinema ve Diğer Sanatlar
Abstract Expressionism (Soyut Dışavurumculuk)
“Figürden bıktım” diyen ilk sanatçılar; Malevich, Kandinski, Mondrian.
Malevich sadeliği mistik bir arayışa dayandırıyor. Belki de bir “öz”e varmaya uğraşıyor.
Rodchenko !!! (konstrüktüvist)
Aura
Arshile Gorky New York’ta yaşayan ermeni bir sanatçı. Annesiyle birlikte tehcir zamanı kaçışı ve annesinin yolda ölümü hayatında çok önemli bir yer tutuyor. “Mother” resmi epey ünlü. Miro’dan çok etkilenmiştir. Ama Miro’dan farkı daha bulanık olması…
İçimdeki Miro…
Dekoon
Jackson Pollock
“Dersin ikinci saati de geçti, artık son saatteyiz. Hiç araya da çıkmadım, mühim değil içmek istemiyorum. Ama sanırım artık dersten sıkılmaya başlamamın vakti geldi. İlginçtir bugün çok iyi dayandım. Hiç sıkılmadım ve aslında hala sıkılmamaktayım ama biraz daha ses, ışık, enerji istiyorum. Konuştuklarımız baktıklarımız monotonlaştı. Abstrakt ekspresyonizm anlatıyor Fatih Özgüven. Güzel gidiyor, seviyorum farklı ressamlar tanımayı. Ama birden çok yığılıyor bilgiler. Neyse şimdi film koydu, ışıklar kapandı, izleyelim bakalım.”
Kısa Film Yapımı
“Şimdi de Oğuz Hoca’nın dersindeyim. Onun daha iki saati bile bitmedi ama sıkıldım. Sebebi ders değil, bu ders Fatih Hoca’nınkine kıyasla elbette daha keyifli ama bugünlük şu rahatsız yerlerde oturup ders dinleme sınırımı doldurdum bence. Artık çıkmak istiyorum ama iki saat de kütüphane mesaim var. …… Of Derya kurma Derya!”
19 Şubat 2010- Sinematografi
“Aslında görmeyi öğrenmek!”
16 kareden 24 kareye geçiş sese yer açmak için oluyor, o zaman oluyor işte. Çok oluyor baya eskiJ
Slow Motion’la izlediğimiz şeyi daha büyük algılarız. Filleri de ağır hareket ediyor zannediyoruz ya biz, aslında onlar çok çevik hayvanlar. Dramatik etki.
16 kare çekilmiş eski filmleri mesela Charlie Chaplin filmlerini şimdi 24 kare hızda izlediğimiz için çok daha farklı bir algı oluşuyor, dolayısıyla bu durum sinema dilinde komik yaratabilecek bir teknik olarak yer alıyor ama aslında böyle bir tarihi var.
23 Şubat 2010 – Hazır Görüntü
“Ne dersi ne ödevi ya, ben dışarı çıkıp kendimi yerlere atmak, bağırıp çağırmak istiyorum. Sonra sıcak yurduma gidip yorgan içine gömülüp uyumak. Of, hayali bile ne güzel. Şu an istediğim tek şey bu gerçekten sanırım. Ondan nefret ediyorum, gitsin havuzuna buluşmak istemiyorum ben de. Amaaan.. başladı bu adam yine anlatmaya. Ders anlatmasın bu adam ya, öyle baksın datlı datlı, az muhabbet etsin yeter. Neyse, ders dinlemek lazım tabi.”
Semiology
Excel dosyası var, videoları taglayacaz!
Camera movement, color, lighting, focal length, dof pof kof ditıns mistıns kalitesi şusu busu…
What’s going on?
26 Şubat 2010-Sinematografi
Lighting for motion Picture : “Ne kadar ilgileniyorum? Aslında şu okula başladığımdan beri ne ışık ne de kamera çok ilgilendirmedi beni. Gerçi ilgilendirmedi demek de fazla vefasızca oldu. Hele kamera, bu oyuncak beni her zaman çok heyecanlandırdı. Her ıncık cıncık küçük parçasını tanımak istiyorum ama çok uğraşmıyorum. Çünkü korkularım var bir de dokunulmayan yanlarım. Ama şu ışık mevzuu. Bir tanecik sahne için niye bu kadar ışık kuruyoruz? Ordan bir 500lük buradan bir tungsten yok difüzyon yok zenci, of ne karmaşa. Ama görüntüyü görüntü yapan da o işte. Saygım sonsuz, hadi ilgim de var diyelim de beceremiyorum. Olmuyor işte. Ama böyle yaparsam hiç anlamayacağım. Bari keseyim de hocayı dinleyeyim yahu. Hem iyi anlatıyor bu adam, çok da seviyorum.”
Wavelength
Frequency bla bla bla….
2 Mart 2010- Hazır Görüntü
“Mart’a da geldik aslında, daha fazla kararmasa şu havalar, yağmasa yağmur.”
The video diary of Ricardo Lopez : Björk hayranı bir eleman 12 ay boyunca kendini çekiyor. Toplamda 16 saatlik bir footage var. Adamın biri de almış bunları kurgulamış. Eleman sonunda silahı sokuyor ağza intihar ediyor ama PekoCan izletmedi sonunu. Etik değilmiş, peki ya sentetik estetik??
9 Mart 2010-Hazır Görüntü
Bir gün belki hayatta geçmişteki günlerden
Bir teselli ararsın bak o zaman resmime
Resmim teselli olur yüreğine, can verir nefesine.
Benim ruhsuz ve cansız resmim yeter seni
yaşatmaya.
Çünkü ben ölsem bile sevgim takılır kalır bir dala bu dünyada.
Seni özledim, yanında olmak isterim. Bu dersler okullar ve insanlar başımı döndürüyor.
Oysa sadece bir kitabın satırlarında kaybolmak isterdim. Neden bu sistemde barınamıyoruz
senle biz.
Neden bu sistem barınamıyor bizde.
Mutluyum aslında bu durumdan, sindiremiyorum sonuçta. Ama bizim de yaşayacak, mutlu olacak bir yerimiz yok mu şu koca dünyada? Senle ben gitsek buralardan… gülebilir miydi yüzümüz uzaklarda?
Bir bebeğimiz olabilir miydi mesela? sorgusuz sualsiz yok olmaz “devrim” diye çağırmayalım bebeğimizi. Yıllardır koca güruhların yapamadığını o güzelim büyük sorumluluğu minicik bebeğime yükleyemem. Hem acıtıyor artık devrim lafı, ağlatıyor. Hüzünlendirmesin bizim bebeğimiz,
sevgi sevinç ve umut dolu olsun.
Umudumuz olsun.
Düşünsene hep gülse gözleri pırıl pırıl baksa. Bulutlanmasın senin gözlerin de.
Bazen öfkeleniyorsun ya hani, ya da endişeleniyorsun bilemiyorum.
Ayırt edemiyorum.
Korkuyorum o zamanlarda üzülüyorum. Ama en çok da bana öfkelenince kendimi çaresiz kimsesiz bir tutsak gibi hissediyorum eline mahkum. İncitme beni sevgilim, ben zaten tüm kırılganlığım ve çıplaklığımla karşındayım.
Her şeyimle seninim, hor görme beni. Sev beni öyle sev öyle yücelt ki sığmayayım bu dünyaya. Sen içime bile sığmıyorsun ya hani gözlerimden taşıyorsun. Bazen nefes almakta zorlanıyorum ama ne zaman derin bir…..