Yazmıyorduk ama yaşıyorduk elbet, bak ne diyor günlük sayfaları;
28 Mayıs Cuma 2010
Bu kafa karışıklığıağır gelir Karamürsel’e ama gitmek gerekiyor işte. Yüreğimi salarım belki küçük bir dereye.
30 Mayıs Pazar 2010
Her şey bittikten, içimdekiler tükendikten iki yıl sonra…. iki yıl sonra yeniden düşünmek, özlemek.
31 Mayıs Cumartesi 2010
Aman yanıma keklik,
Kastın canıma keklik,
Al kınalı parmakları
Batır kanıma keklik…
Bu türküye bile içleir mi insan? İçlenirmiş. Ah bu içimdeki sanatçı yanım, ne çektiysem senden çektim. Başka hiçbir şeyden değil. Peki ne olacak benim halim? Nasıl boşaltacağım bu enerjiyi, nasıl anlatacağım bu kimsede olmadığı sandığım duyguları? Ya kimse anlamzsa… yalnız başıma taşıyamıyorum artık, biri anlasa.
3 Haziran Perşembe 2010
Hayat garip, evim güzel…
Ah çay karam, gönül yaram nerdesin?
Nerde olsan kimle olsan benlesin.
“Çay karası gözlerin” ne güzel benzetmedir. Böyle sevsek birbirimizi…
Bugün en çok Erman Çağlar’ın “tül perde yıkamak batıl inançtır, hurafedir” lafına güldüm. Sonra kalkıp bir taze fasulye, pilav yaptım ki efsane!
Bu Aşk-ı Memnut düzenli, uzum uzun izleyince çok sıkıcı. En güzeli yurtta kızlar heyecanla izlerken gidip bir sürü “ne oldu, kim ne dedi” sorularıyla onları deli edip ilk reklam arasında kaçmak. Hakkında geyik yapabilecek bilgiye sahip olmak yeterli.
Gazete okuyalım, hem de Bir Gün okuyalım. Günde bir kere, iyi geliyor.
Ben galiba biraz yalnızım bu aralar.
4 Haziran Cuma 2010
“Life is a miracle” demiş Emir Kusturica, çok güzel demiş.
Sınava çalışmak için Fatih Özgüven’in dersinde aldığım notlara bakmaya başladım da şöyle bir şey yazmışım “Guns” filmi sonrası;
“Bir sürü eşyaya sahip olmak özgürlüğümüzü kısıtlar. Aslında düşüncelerini kısıtlıyor, oturup düşünecek bir ‘boşluk’ yaratmıyor eşyalar. Hep ilgilenilecek edecek, yapacak uğraşacak şeyler var evde.”
Üzüldüm la bunu okuyunca. Tamam bizim ev de çok eşyayla dolu değil ama pek minimal olduğunu da söyleyemem. Ve evet ben evde sürekli meşgulum. Karamürsel’den döndüğümden beri ev dışında hiçbir şeyle uğraşmadım. Aman Tanrım! Korkuyorum halimden ama seviyorum evle uğraşmayı., böyle rahatım mutluyum. Başka türlüsü de yine beter olabilirdi. Of kafam karıştı. Bu konuyu zihnim daha açık ve sakinken ele alayım en iyisi.
6 Haziran Pazar 2010
Bugün yağmurlu bir pazar, yarın güneşli bir pazartesi olsun da içimdeki hüzün buharlaşsın uçsun. Yoksa böyle yağmurla büyüyor da büyüyor.
Bir sarhoş olmam eksikti, körkütük sarhoş.
Swing
17 Haziran Perşembe 2010
Evde oturmaktan ve kitap okumaktan beynim uyuştu. Seviyorum bu sarhoşluğu. Zevk alıyorum ama tehlikeli olmaya başlıyor sanki. Evde oturdukça oturasım geliyor, dışarı çıkmaktan insan görmekten ürker oldum. Aylin Aslım’ın şarkısını hep severdim ama kendimi hiç bu kadar yakın hissetmemiştim;
Kaç gündür evdeyim kimseleri görmedim
Dedim kızım böyle olmaz bi hava almak lazım
Görüştüğüm tek insan bakkal çırağı ihsan
Dedi abla böyle olmaz bari çık dolaş biraz
Beyoğluna çıktım çıktım da n’oldu
Ortalık mahşer yeri cihangir pazar yeri
Beyoğlunda gezdim gezdim de n’oldu
İstiklal insan seli beyoğlu kimin oğlu
Yürümek çok zor oldu caddeler erkek dolu
Bu saatte kızlar nerde mecburen evlerinde
Tanıdık bikaç kişi iki üç beş konuştuk
Sarhoş muhabbeti onlar devam etti
Beyoğluna çıktım çıktım da n’oldu
Ortalık mahşer yeri cihangir pazar yeri
Beyoğlunda gezdim gezdim de n’oldu
İstiklal insan seli beyoğlu kimin oğlu
Kimseye çaktırmadan fazla oyalanmadan
Mümkünse kestirmeden eve dönmek lazım
Kimseye bulaşmadan ortalık karışmadan
Mümkünse görünmeden eve dönmek lazım
Hiçkimseye görünmeden eve dönmek lazım
Evet, hadi Beyoğlu’na çıkayım ama çıkıp da ne olacak? Bilmem. Sırf çıkmış olmak için de çıkılmaz ki. Yok öyle sergi göresim, sinemaya gidesim, kalabalık içinde kaybolup sıcakta eriyesim. Evde kitapların, satırların arasında kaybolmuş iyiyim. Ama ister istemez korkuyor insan.
Bir de sinir bozucu olarak o deli dolu yazmak hissi en yoğun okuma anında gelmiyor mu? O an öyle kaptırmış oluyorum ki kitabı bırakamıyorum. Ama kendi içmdeki kelimeler de fena kaptırıyor, kalkıp yazmaya çalışsam kaçarlar diye de korkuyorum bir yandan. Karar verememenin heyecanıyla daha da hızlı okuyorum okuyorum sonra da sızıp uykuya dalıyorum. Uyanınca acıkmış oluyorum ilginç bir şekilde. Bir şeyler atıştırıp yeniden okumaya başlıyorum ve hep aynı şeyler… Yazmaya da sıra gelir herhalde.
16 Temmuz Cuma 2010
Hatayı yine özümde, ta çocukluktan kalma o kötü sarmaşıklar arasında arayınca daha rahat çözüyorum dünyayı. Diyorum ki; “yine sırf kendi pencerenden bakmışsın dünyaya, kendi komplekslerin yüzünden suçlamışsın dostlarını.” Rahatlıyorum elbet ama hiç üzülmüyor, incinmiyor da değilim. Biraz nazlatılmak istiyorum, her şeyi kendi kendime çözmeden, özeleştiri vermeden önce biri beni fark etsin, anlasın, destek olsun istiyorum. Belki bir gün olur, belki de ben vazgeçerim.
…..